Karanlıkta Daha Aydınlıktık
20 Şubat 2026, Cuma 21:34"Karanlıkta Daha Aydınlıktık"
1985 yılı…
Van’ın uzak bir köyüne atandığım günü dün gibi hatırlıyorum. Takvim kışı gösteriyordu. Kar, gökyüzünden usul usul değil; sanki yeryüzünü tamamen örtmeye ant içmiş gibi yağıyordu.
Elektrik yoktu…
Tam üç ay boyunca bir tek ampul yanmadı o köyde. Akşam olunca karanlık sadece dışarıyı değil, insanın içini de sarardı. Ama nedense içimde hiç karanlık yoktu.
Yol desen, yol değildi zaten. Patika bile denemeyecek izlerin üzerinde, sabahın ayazında katıra biner; nefesim buhar buhar havaya karışırken yola koyulurdum. Yolculuk sabah başlar, akşam okulun bahçesinde biterdi.
Ayaklarım üşürdü, ellerim çatlar, yüzümü kesen rüzgâr sızlatırdı…
Ama yüreğim sıcaktı.
Okulun sobasını yakarken çıkan çıtırtı, çocukların gözlerindeki ışık, kara kalemle yazılmış ilk harfler… İşte benim elektriğim oydu.
Akşamları pilli radyoyu açardım.
Bazen cızırtılı bir türkü, bazen haberler…
Sonra o kaset… Ferdi’nin sesi…
“Bari sen…”
O şarkı karanlığın içinde bir mum gibi yanardı.
Dert vardı belki ama sahiciydi. Yoksulluk vardı ama onurluydu.
Az şeyimiz vardı ama kalbimiz doluydu.
Şimdi bakıyorum da…
Her yerde ışık var, ama gözlerde o parıltı yok.
Her şey kolay, ama mutluluk zor.
Şarkılar var, ses çok… ama ruh yok.
Biz yoklukta gülmeyi öğrendik.
Onlar bollukta sıkılmayı öğreniyor.
Şimdiki nesil bilmez belki;
bir pilli radyonun başında, karanlık bir odada, bir şarkıyla dünyanın en zengin insanı gibi hissetmeyi…
Üzülüyorum onlar adına.
Çünkü mutluluk sandıkları şeylerin çoğu gürültü…
Oysa mutluluk bazen bir soba çıtırtısında,
bazen bir çocuğun “Öğretmenim” deyişinde,
bazen de kar altında süren uzun bir yolculukta saklıdır.
Ve itiraf edeyim…
O günlerde, o zorlukların içinde,
şimdiki hâlimden daha mutluydum.
Şimdi teknoloji denen dev,
her şeyi önümüze seren bir kolaylıkla hayatımızı kuşattı.
Bir tuşla dünyaya ulaşıyoruz…
Ama belki de o tuşla kendi içimizden uzaklaşıyoruz.
Her şeye erişebiliyoruz,
ama hiçbir şeye gerçekten dokunamıyoruz.
Kolaylık büyüdükçe sabır küçüldü.
Hız arttıkça huzur azaldı.
Teknoloji; başta bir nimet gibi geldi,
sonra fark etmeden masumiyetimizi kemiren bir canavara dönüştü.
Bizi birbirimize yaklaştırdı sanırken,
yüreklerimizin arasına görünmez duvarlar ördü.
Kim bilir…
Belki bu dünya kaç kez aynı döngüyü yaşadı.
Yükseldi, zenginleşti, hızlandı…
Sonra kendi icatlarının altında ezildi.
Belki de her çöküşten sonra insanlık yeniden toprağa döndü,
yeniden sadeleşti,
yeniden bir soba başında mutluluğu hatırladı.
Ve belki bir gün,
çok geç olmadan,
insan yeniden şunu anlayacak:
Işık ampulden değil, kalpten yayılır.
Mutluluk imkândan değil, anlamdan doğar.
Ve biz…
Karanlıkta daha aydınlıktık.
Yorum Yazın
E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişdir.