Manisa
17 Ocak, 2026, Cumartesi
  • DOLAR
    43.27
  • EURO
    50.20
  • ALTIN
    6375.3
  • BIST
    12.669
  • BTC
    95254.350$

Bir Hamalın Anlattığı, Bir Düzenin Gizlediği Acı Gerçek!

05 Ocak 2026, Pazartesi 18:16

Bir Hamalın Anlattığı, Bir Düzenin Gizlediği Acı Gerçek!

 

Gazeteciliğe yeni başlamıştım. Henüz hangi soruların sorulmadığını, hangi cümlelerin özellikle eksik bırakıldığını yeni yeni fark ediyordum. Bir gün, şehrin en işlek caddelerinden birinde, yükünü kaldırım kenarına bırakmış bir hamalla göz göze geldik. Sırtındaki ağırlık sadece çuvallardan ibaret değildi. Adının Bedir olduğunu söyledi.

“Yazıyor musun?” diye sordu.

“Evet,” dedim.

“Öyleyse gel,” dedi, “bunu yaz. Çünkü bunlar yazılmıyor.” Dedi.

Bedir konuşmaya başladığında anladım ki, bu bir kişisel hikaye değil, bu ülkenin alt sınıflara reva gördüğü hayatın özeti. Çocukluğunu anlattı. Isınmanın bir ihtiyaç değil, lüks sayıldığı evleri… Açlığın istisna değil, rutin olduğu günleri… Hastayken doktora değil, geçmesini ummaya sığınılan zamanları… İşsiz kaldığında sosyal devletin kapısını değil, uzun yolları çaldığını söyledi.

Bir ara durdu, bana baktı.

“Senin adın ne?” diye sordu.

“Mehmet,” dedim.

“Mehmet,” dedi, “şunu iyi yaz! Bu yaşadıklarımız kader değil.”

İşte tam da burada hikaye siyasete giriyor. Çünkü Bedir’in anlattıkları bir “yoksulluk masalı” değil; bilinçli tercihlerle kurulan bir düzenin sonucu. Yoksulluğun sürekliliği, bir başarısızlık değil; aksine bu sistem için bir araç. Ucuz iş gücü, itiraz etmeyen kalabalıklar, suskun seçmenler…

“Bize hep sabır anlattılar,” dedi Bedir. “Ama kimse adaletten bahsetmedi.”

Yoksuldan beklentinin net olduğunu söyledi: Sessizlik. Boyun eğme. Minnet. Hakkını istememesi, eline uzatılan kırıntıyı lütuf sanması… Çünkü hakkını talep eden yoksul, artık yönetilmesi zor olandır.

“Acıyı Allah’tan bilmemizi istiyorlar,” dedi. “Öyle olursa düzeni sorgulamayız.”

Bu cümle, yoksulluğun nasıl siyasallaştırıldığını açıkça anlatıyordu. İnanç, dayanışma için değil; itaat üretmek için kullanıldığında, zulmün ortağı hâline geliyor. Yoksulluk kutsanıyor, yoksul susturuluyor, sorumlular görünmez kılınıyor.

Bedir’in anlattığı yerde sosyal devlet yoktu. Emek vardı ama karşılığı yoktu. Çalışmak vardı ama güvencesi yoktu. Sabır vardı ama adalet yoktu. Ve bu tabloya rağmen, hala “şükret” deniyordu. Çünkü şükreden sorgulamaz. Sorgulamayan hesap sormaz. Hesap sorulmayan yerde ise bu düzen sürer.

O gün kaldırım kenarında bir hamal bana şunu öğretti; Yoksulluk bireysel bir talihsizlik değil, politik bir tercihtir. Ve onu güzel anlatmak, onu üretenleri aklamaktır. Gazetecilik de tam burada başlar; sus denilen yerde konuşmakla, normal denilen şeyi sorgulamakla…

Bedir yükünü sırtlandı, ben defterimi kapattım. O ekmeğinin peşine gitti, ben gerçeğin. Ama artık biliyorum! Yoksulluğu anlatmak yetmez. Onu kimlerin, nasıl ve neden ürettiğini de yazmak gerekir.

 

(25.10.2018/Mardin)

Yorum Yazın

E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar ile işaretlenmişdir.