Üst Reklam 970x90
Nezih Varol

Nezih Varol

Mail: nezih.varol@hotmail.com

ECEVİTİMSİ DAVUTOĞLU

Geçen gün eski Başbakan, şimdinin yeni parti kurma arayışcısı Ahmet Davutoğlu Manisa’daydı, ‘Manisa Dostları Platformu’ adı altında düzenlenen toplantıya katıldı.

Tabi günümüzde ‘Vefa’ İstanbul’da bir semt adı olarak kaldığından ve anlamını yitirdiğinden dostlar platformunda Davutoğlu’nun o eski dostlarını görmek mümkün olmadı.

Yaklaşık bin 300 kişilik katılımcı arasında 20 kadar gazeteciyi meslektaşım olduğu için, bir de bu yolda Davutoğlu’nu yanlız bırakmayan Manisa eski milletvekili Selçuk Özdağ’ı yüzlerce çalışmasını yakından takip ettiğim için, iki elimin on parmağını geçmeyecek sayıdaki vatandaşı da göz aşinalığından tanıdım, gerisi kimdi, nereden geldi acaba diye hala düşünüyorum!

Adı Manisa Dostları Platformu olan ama “Nerede o eski dostluklar” dedirtecek buluşma öncesinde sevenleri tarafından karşılanan Davutoğlu ve eşi Sare hanım beyaz güvercin uçurdu.

Serde Zonguldaklılık olunca bu beyaz güvercinler bana hep rahmetli Bülent Ecevit’i hatırlatır, ne günlerdi o günler, Ecevit’in Karaoğlan olduğu günler, üzerinde kolları kıvrılmış mavi gömleğiyle eşi Rahşan hanımla havaya bıraktığı beyaz güvercinler ne kadar yakışırdı Karaelmas’ın semalarına.

Karaoğlan’ın mavi gömleği yıllar sonra ‘Ecevit Mavisi’ olarak anılacak, Kıbrıs Barış Harekletı’ndan sonra beyaz güvercin ağzında zeytin dalıyla hafızalara kazınacak, Bülent Ecevit Türk siyasi hayatının en önemli şahsiyetleri arasına adını altın harflerle yazdıracaktı.

Şu an bile tüylerim diken diken oldu, kalp atışlarım hızlandı, o yıllar bir film şeridi gibi gözlerimim önünde...

Bir yaşlı teyzenin “Baba... Baba...” diye bağırarak Ecevit’in halkı selamladığı otobüsün önüne kendini attığını, elini öptüğünü hatırlıyorum.

Belki ilkokula bile gitmiyordum, babamın sırtından bu anı gördüm... Karaoğlan elini öptürmek istemedi, yaşlı kadın yine de öptü, çok naif bir insandı Ecevit, O da yaşlı kadını alnından öptü.

Hey gidi günler hey...

Toplantıya Ahmet Davutoğlu’nun yanı sıra AK Parti’den istifa eden eski milletvekilleri Selçuk Özdağ, Abdullah Başçı, Ayhan Sefer Üstün, İbrahim Turhan, AK Parti’nin Ankara eski il başkanı Nedim Yamalı, İstanbul eski il başkanı Selim Temurci, CHP’nin eski milletvekillerinden İhsan Özkes, AK Parti’den milletvekili adayı olup istifa eden Şule Tunalı, Saadet Partisi’nin eski il başkanlarından Metin Bulduk da katıldı.

Ahmet Davutoğlu konuşmasının başına Barış Pınarı Harekatı’nı çekti, “Şehit olan askerlere rahmet diliyorum, onlar Suriye’ye barış fidanı dikmek için yola çıktılar, Suriye bizim doğal uzantımız olan kardeş bir toprak, isimleri bile aynı olan şehirler onlarca yıl birbirlerine tel örgülerin ardından bakmıştır, bu sınırlar bizi birbirimizden ayıran sınırlar olmamalı, Suriye ile ilişkileri üst düzeye çıkarmak için büyük çaba sarf ettik, ne zaman Suriye’nin sıkıntısı olsa yanında durduk” dedi.

Ahmet Davutoğlu hem yandaş hem de muhalif basının kendilerinden yana olmadığını da ifade ederek, “İki grup da bizi suçluyor, ben her ikisine de sesleniyorum, özgür ve hür basın ile nerede isterlerse tartışmaya hazırız, ama öyle bir tablo var ki aylardır konuşuyoruz, akşam yorumcular bizim ne söylediğimizi yorumluyor, bir tanesi de çağırıp sorsak diye cesaret edemiyor, yürekleri yok, bizim her soruya cevap verecek yüreğimiz de cesaretimiz de var” dedi.

Tabi insan düşünmeden edemiyor, bu yandaş denilen basın Davutoğlu’nun zamanında da vardı ve muhalif basına baskılar o zaman da vardı, çünkü beraber yürünüyordu yollar.

Demek ki neymiş, özgür basın bir gün herkese lazım oluyormuş... Aynı ‘Adalet’ gibi...

Buna rağmen Ahmet Davutoğlu AK Parti ve Genel Başkanı, aynı zamanda Cumhurbaşkanı olan Recep Tayyip Erdoğan’la olumsuz bir tutum içinde olmadığı mesajını verdi.

Kendisinin ve ekibinin dün olduğu gibi bundan sonra da yanlış görülen bazı uygulamaların düzelmesi için uyarıda bulunacaklarını, düşüncelerini ortaya koyacaklarını söyledi.

Davutoğlu konuşmasının sonunda da Trump’a çattı. Şöyle dedi:

“ABD Başkanı Trump’ın gönderdiği mektup yüz karasıdır. Bu mektup derhal ABD’ye misli ile iade edilmelidir. Hiçbir şey bu mektubun devlet arşivinde bulunmasını meşru gösteremez. Operasyonu Türkiye kendi iradesi için yapmıştır. Şimdi yapılması gereken ilişkiler iyi ise ABD’ye resmen başvurarak mektubu geri çekmeleri istenmelidir. Olmamış kabul edilmelidir. Bu devlet bu millet her türlü çileyi çekebilir, her türlü çileye katlanır, ama zillete asla katlanamaz. Biz dün bunları konuşurken mektuptan rahatsızken Trump bir açıklama daha yaptı, ‘İki küçük çocuk birbiriyle kavga ederse bırakın kavga etsinler’ dedi. Türkiye bir terör örgütü ile eş anlamlı kabul edilemez. Çocuk ifadesini böyle aziz millete karşı kullanamaz. Bu aziz Manisa onlarca Sultan yetiştirirken ortada ne Amerika vardı, ne Washington vardı. Bizler onurumuz için yaşarız”.

Davutoğlu’nun dostlarının olmadığı dostlar buluşmasında şunu gördüm;

Davutoğlu Ecevitimsi tavırlarıyla sağdan değil soldan oy arayışında gibiydi.

Ülkücü camianın içinden de solla hareket eden gruba oynuyor gibiydi.

Yani Davutoğlu Cumhur’un değil, Millet’in kuyusunu kazar gibiydi.

Yorum Yazın