Emel Eva Tokuyan

Emel Eva Tokuyan

Mail: emeltokuyan@gmail.com

YA EĞİTECEKSİN YA KATLANACAKSIN!

Ötekileştirmemizin bedelini ödüyoruz hep birlikte. Tahammül edemediğimiz, katlanamadığımız için dışarıda bıraktığımız herşeyin ve herkesin bedelini. Az buçuk bilgimizin oluşturduğu kibrimizle küçümseyip, el vermediğimiz için oluyor bunlar. İşte o yok saydıklarımız, karanlıkta bıraktıklarımız, birbirinin elinden tutup cehaletin binbir şeklini büyütüp, sonuçlarını yaşatıyorlar topluca hepimize...

Her trajedide içim yanarak düşünüyorum: Tüm bu olanlar da benim payım ne diye? "Coğrafya kaderdir" demiş biri, bir başkası ise "Ya eğiteceksin ya katlanacaksın" Ne eğitmeye yetişiyor gücümüz, ne de katlanmayı kaldırabiliyor gönlümüz. Bir başkası da demiş ki "Ortadoğu; Herşeye üzülen ama hiçbir şey yapmayan insanların diyarı" Biz de ortadoğuluyuz değil mi?

Başkaları da var bir şeyler diyen ... Ama eğer kulaklar duymuyorsa, gözler bakıyor ama görmüyorsa, zihinler kullanılmıyorsa ve kalp susmuşsa ne söylenebilir ki o noktada. Uyanmak ne kadar kısa bir kelime, buna karşın ne kadar uzun ve çileli bir yolu var! Ve sen bir parça uyanmışsan sorumlusun her uyuyandan. Arkanı dönüp gidemezsin. Sonuçlarını yaşarken azgın öfkeni yönelterek, hiçbir şeyi düzeltemezsin. En başa yürümeden, daha küçükken onu fark edip iyileştirmeden, çoraklığına merhametin ve bilgeliğin suyunu dökmeden, karanlığın binbir çeşit yüzü ile tekrar tekrar gelip karşına dikilmesini önleyemezsin. 

Küçük  Ağacın Eğitimi'nde,* büyükanne ağaçlarla, bitkilerle konuşmayı, tüm doğaya saygılı olmayı öğretiyordu torununa. Kendilerini kesmeye gelenlerden nasıl korkuya kapılmıştı ağaçlar. Eski Türklerde, Aborjinlerde, Kızılderililerde... hepsinde bitkiye ve hayvanlara nezaket vardı. "Kıyamet kopuyorsa bile, elindeki fidanı dik" diyen bir inanca sahipken nasıl bu kadar zalim olabildik? 

Yirmi yıl önce çocuklarla çalışırken birisi sormuştu? "Bitkiler konuşur mu?" Gülümseyerek yanıtladım: "Şu an bilmiyoruz. Bizim duyamadığımız şekilde konuşuyor olabilirler. Bilmediğimiz için konuşmuyorlar demek doğru olmaz." Birkaç yıl sonra özel cihazlarla kaydedilen bitkilerin ses kayıtlarını bulmuştum. Konuşuyorlardı!

"Ağaçların Gizli Yaşamı"* adlı kitapta sayısız deney ve gözlem var. Bitkilerin sandığımızdan çok daha gelişmiş olduğunu kanıtlayan. Konuştuklarına, hafızalarının,  duygularının olduğuna, hatta sayı sayabildiklerine, niyetleri ayırt ettiklerine,  yaşam yitirirken çığlıklar attıklarına dair...

Yastayım. Sonun acı çığlıkları dolduruyor gökyüzünü. Bize hayat veren toprak annemiz ve cömert çocukları acıyla yok oluyor. Binlerce yıldır defalarca farklı şekillerde yaptığımız gibi yok ederek, kendi yok oluşumuzu da hazırlıyoruz. Ne zaman anlayacağız bilmem "Bir bütün olduğumuzu, Her şeyin tüm evrenin canlı olduğunu" Şımarık çocuklar gibi hepsinin üzerinde sanıyoruz kendimizi. Ne zaman öğreneceğiz tüm varoluşun bir parçası olduğumuzu? Onlar yoksa biz yokuz. Ne suçlama, ne öfke, ne saldırganlık, ne de çaresizlik içinde yılmak çözmez sorunumuzu.

Dışarıdaki yangın, bizim sandığımızdan çok daha önce başladı. Ötekileştirdiklerimize el uzatmadığımız sürece farklı şekillerde yanmaya devam edecek ve yasımız bitmeyecek...

Emel Eva Tokuyan

 

*Küçük  Ağacın Eğitimi, Forrest Carter

*Ağaçların Gizli Yaşamı, Peter Wohlleben

 


Facebook Yorum

Yorum Yazın