Emel Eva Tokuyan

Emel Eva Tokuyan

Mail: emeltokuyan@hotmail.com

SON DANSINI YAPARCASINA YAŞAMAK (Carlos Castaneda)

Geleneksel toplumlar bunu yaşamın doğal bir parçası saymış, doğal bir şekilde kabullenmişken biz yok sayarak onun hakkını veremediğimiz gibi ikiz kardeşi yaşamın da hakkını veremiyoruz. Başlayan her şey gibi yaşam da son bulur. Doğan her varlık an be an kaçınılmaz buluşmaya doğru yol alır. Doğanın değişmez yasasıdır, sonlu olmak. Hayır, hüzünlü şeyler söylemeyeceğim. Umuttan, yaşamdan, güzellik ekmekten bahsedeceğim aslında…

Bir filmde küçük bir kız dünyadaki tüm insanlara ölüm saatlerini yollamıştı. İnsanlar ilk şoku atlattıktan sonra farklı tepkiler gösterdiler. Yaşamım istediğim yaşam mı? Nelere gereksiz yere katlanıyorum? Kendi adıma neyi erteliyorum? Eğer zamanım kısıtlı ise şu an yapmak istediğim ve benim için önemli ne var? Her biri kendince hayatını gözden geçirip kararlı bir şekilde adımlar atıyordu. Ölümün her an yaklaşmakta olduğu ve kaçınılmazlığı ile yüzleşmek hayatta değerli ve kalıcı olanı ayırt etmeyi de beraberinde getiriyordu. Ölüm bilinci hayatı kalitelendirmek için harekete geçiriyordu insanları.

Bazen “Keşke çocuk olsam yeniden” cümlesini duyuyorum etrafımdakilerden. Onlar bunu söylerken alt yazıda anladıklarım: “Sorumluluk almak istemiyorum, hayatın beni getirdiği bu noktada üstlendiğim sosyal rollerin sorumluluklarını, eylemlerimin sonuçlarını karşılamak istemiyorum, yorgunum, pişmanlıklarım çok, atalet içindeyim hareket etmek istemiyorum…” oluyor. Ya geçmişin keşkeleri ya da geleceğin acabaları içinde elimizden kayıp gidiyor şu an ve burada olmak. Yaşadığımız her an eşsiz ve biriciktir. Geri getirilemezdir aynı zamanda. “Yaşamın sınırlı oluşu, beni geçmişin zincirlerinden kurtarır ve geleceği serbest bırakır. Eğer ölümün her an ve her yerden gelebileceğini kabul edersem, bencilliğimden gelen “şimdi ve burada” ya ilişkin tembelliğim kaybolur. Kısa bir süre burada olmamın bilincinde olarak, bu yaşamda yapmak istediklerime hemen şimdi ve burada başlamanın ötesinde bir yolum olmadığını görürüm. Ama genellikle ne yaparım?” Gerçekten yaşamayı” gelecekte bir zamana atarım ve tek şansım olan “Şimdi ve Burada” tembelliğime devam ederim” demiş, Martin Heidegger.(Alman Filozof)

Carlos Castaneda ise “Eğer ölümsüzsen istediğin kadar çekingen olabilirsin. Ama ölümlü bir dünyada yaşıyorsan ürkek ve çekingen olmak, insan olarak yapmamız gereken şeyi yapmamızı engeller ”der. Eğer bu öğretilerdeki derinliği ve algılayabilirsek; yaşamımız daha da anlamlanır. Kişisel bütünlüğümüz, iç gücümüz, edimlerimizin saflığı, hayata duyduğumuz coşku, sorumluluk alma kapasitemiz, gerçekçiliğimiz artar. Biliriz ki her dakikamız kıymetlidir. Biliriz ki yaşamımızı güzelliklerle işleme imkânı elimizdedir. Yaşarız gerçekten yaşarız o zaman küçük şeyleri büyütmeden, atalarımıza kulak verip “Bu fani dünyada değer mi?” diye engin bir hoşgörü ile bakarak. Kırılına, dökülene takılmadan, keşkeler ve pişmanlıklar duymadan. Kim ne der diye değil, özgür seçimlerimizle yaşamak. Şimdi ve burada en önemli ne ise onu önceliğimize alarak, yaşamak. Her an son dansımızı yaparcasına YAŞAMAK, elimizdedir o zaman.

Facebook Yorum

Yorum Yazın