Emel Eva Tokuyan

Emel Eva Tokuyan

Mail: emeltokuyan@hotmail.com

SEV’EBİLMEK

Söz yazarı gerçekten sevmenin kolay olduğunu mu düşünmektedir? Belki küçük bir ihtimal, sevebilmenin alın teri döktüren, kalbin ve aklın sınırlarını zorlayarak öğreten, emek dolu yolunu yürümemiştir. Yoksa zoru kolay gösterip, cesaretlendirmek için mi demiştir? Ya da sadece kafiyeye uyduğu ve genel anlamın yanında hoş durduğu için mi demiştir bu sözleri. Çünkü sevgi bu kadar da kolay bir şey değildir esasında. Bu şarkıyı mırıldanırken, son kısmı “Sevmek en zor şey” diyerek gülümseyerek düzeltmekten alamam kendimi.

Bilemeyişlerimiz ne kadar çok. Sevmeyi bilemeyişimiz, inceliği, kadir-kıymeti, teşekkür etmeyi, şükran duymayı bilemeyişlerimiz… Günümüzdeki birçok kavram gibi içini dolduramadığımızdan, üzerinde düşünüp çalışmadığımızdan dilimizde tüm değerler. Sevmeyi çalışsak, arkadaşı olan tüm güzellikler de peşi sıra yürüyüp yer edecekler hayatımızda. Diğerkâmlık, merhamet, anlayış, yargısız kabullenme, saygı duyma, nezaket, iyi olması için besleme, lütufkârlık, koruma, karşılık beklemeksizin verme, vermekten mutlu olma, mutlu etmekten mutlu olma, huzur, iç sükûnet… de geliştirdiğimiz sevgi ölçüsünde yer alacaklar hayatımızda. Oysa rahatına düşkün, bencil yanımız alıkoyuyor bizi harekete geçmekten.

Belki diyeceksiniz ki nereden biliyorsun sevmeyi bilmediğimizi? Ben de diyeceğim ki biliyorum: İnsanın hırsı uğruna kırıp döktüklerinden, açtığı yaralardan biliyorum. Kana kan, dişe diş, göze göz tutumlardan biliyorum. Ben böyle istiyorum, böyle yapıyorum, deyip ortak bir karara varmamak için direnmemizden anlıyorum. Şiddetin her boyutta büyümesinden anlıyorum.  Haksızlık karşısında, küçük çıkarlarımızı korumak için sessiz kalışlarımızdan anlıyorum. Acı çektirdiğimiz ve acısını umursamadığımız onca varlıktan anlıyorum. Yok, ettiğimiz masum canlardan anlıyorum. Ama en çok da karanlığın bir deve dönüşerek büyümesinden anlıyorum sevmeyi bilmediğimizi.

İnsan, sevmeyi unuttuğunda; doğadan ve kendi doğasından uzaklaştıkça, öğrenmeyi ve anlamayı durduğunda, bilinç ve farkındalık geliştirmekten vazgeçişinde, kendi içindeki gölgeler büyür ilkin. Gölgelerin de yandaşları var. Onlar da yandaşları; başta korku olmak üzere, kaygı, şüphe, cehalet, hırs, açgözlülük, bencillik, kabalık, her durumda kendini haklı görme, kibir, yalan, tüm dünyadan alacaklıymış duruşunu… çağırır yanına. Karanlık büyür. 

Sevginin güneşinin batışı tıpkı doğadaki gibi olur an be an, kayarcasına. Ancak doğuşu da kaçınılmazdır onun eninde sonunda. Yüzyıllardır süren bir yer değiştirmesi vardır; karanlığın ve aydınlığın kadim zamanlardan beridir devam ede gelen. Sevgi’nin zıddı nedir? Nefret diyebilirsiniz. Hayır, nefret değil. Sevginin zıddı korkudur. Korkunun, korkudan beslenen tüm karanlığa ışık yakabilmenin biricik yoludur sevmeyi bilmek. Sevgimizi hiç tanımadığımız insanlara, küçük ve büyük dünyalara yöneltebilmek. Uğruna çaba harcamaya tek değerdir, tüm varlığı kucaklayacak ölçüde kalbi büyütmek.

Sözlerimizi sevmeyi bilen bir kalbin şiiriyle noktalayalım:

 

 

“Hayat bize mutlu olma şansı vermedi sevgili 
biz kendimizden başka herkesin üzüntüsünü üzüntümüz, acısını
acımız yaptık çünkü.
Dünyanın öbür ucunda hiç tanımadığımız bir insanın gözyaşı bile
içimizi parçaladı.
Kedilere ağladık, kuşların yasını tuttuk...
Yüreğimizin zayıflığı kimi zaman hayat karşısında bizi zayıf yaptı.
Aslında ne güzel şeydir insanın insana yanması sevgili...
Ne güzeldir bilmediğin birinin derdine üzülebilmek ve çare aramak.
Ben bütün hayatımda hep üzüldüm, hep yandım.
Yaşamak ne güzeldir be sevgili...
Sevinerek, severek, sevilerek, düşünerek...
Ve o vazgeçilmez sancılarını duyarak hayatın...” (Yılmaz Güney)

 

Emel Eva Tokuyan

 

Facebook Yorum

Yorum Yazın