Emel Eva Tokuyan

Emel Eva Tokuyan

Mail: emeltokuyan@hotmail.com

SEN BENİM KİM OLDUĞUMU BİLMİYORSUN?

Zar zor söyleyebildiği kelimeler geceyi inletiyor. Bütün sokak, gece lambaları, kediler, köpekler bir de bu saatte uyanık birkaç kişi, hep birlikte, ardı ardına sıraladığı tek cümleyi karanlığın içinde dinliyoruz.  “Sen benim kim olduğumu bilmiyorsun!” Kim bilir kime ve ne için söylenmesine karşın sahibini bulamamış serseri bir kurşun gibi gökyüzünde yankılanıyor sözler. Mutlak bir şekilde, bir nedenden muhatabına sarf edilemediğinden, kim bilir kaç kadehi devirdikten sonra çıkabilen sese dökülen çaresiz sözler…

Buruk bir şekilde içimden soruyorum: “Sen kim olduğunu biliyor musun?” Gecenin sessizliği kadar sessiz sorum, karanlığın içinde, yalpalayan adamın adımlarıyla kayboluyor. İnsan hayatının herhangi bir döneminde kendisine bir kez bile samimi bir şekilde bu soruyu yöneltebilme ve gerçeği, KİMLİĞİNİ BULMA cesaretini gösterebilse, kimi zaman içkiden, kimi zaman yaralı egosundan, kimi zaman zorbalığından, kimi zaman da çıkarlarına halel gelmesinden sonra haykırarak sormaz belki de: “Sen kim olduğumu bilmiyorsun?” Adil olmayan yan yollara saparak, tahakkümle kimliğini kanıtlamaya, acı çekmeye ve acı çektirmeye girişmez o zaman.

Bizler uzun zamandır bu topraklarda yaşarken hep karıştırdık bazı şeyleri. Kimlik; cinsiyetimiz, sahip olduğumuz statü, adımıza kayıtlı mülkümüz sayıldı. Birey olmayı anlayamadığımız gibi “Birey” olmayı başarmış kişilere öteki muamelesi yaptık. Oysaki o az sayıda özgür ruh bize kendi kişisel hapishanemizden kaçışın, teba zihniyetimizden çıkıp “Birey”imizi, KİMLİĞİMİZİ inşa etmemizin yolunu gösterebilirdi. Olamadığımız ve anlayamadığımız “Birey”i en ağır cezaya mahkûm etmekten geri durmadık. Biz yan yana tutunmuş, birbirinin onayı uğruna, doğruya yanlış demekten çekinmeyen, çoğunluk diyorsa doğrudur, düzen böyle ben mi değiştireceğim, diyenler olarak  “Birey” imizi yok saydık. Öz varlığımızı, neredeyse bulamayacağımız kadar uzağa attık.

Belki de bulamadığımız kim’liğimizin arayışıydı; Trafikte, iş yerinde, aile arasında, sokakta her tür ilişkide yineleyip durduğumuz bu soru. Kendimizin kim olduğunu bilemediğimizden karşıdakine sorup öğrenmeye çalışıyorduk belki de. Kaybettiğimiz kimliğimizin yansımasını mı arıyorduk? Karşımızdaki kişi üzerinden bulup çıkarmaya mı çalışıyorduk onu? Ne acıklıydı: güç gösterisi görünümünde kaybolmuş olduğumuzu ilan etmek.

KİM olduğunu bilmenin çileli yolunu seçip de yürümüş biri hayatın onu koyduğu hiçbir durumun konumun içinde bu soruyu sormaya ihtiyaç bile duymaz. Çünkü kimse bilmese bile kendisi biliyordur kim olduğunu. Kimin bilip bilmediği pek de umurunda olmaz. Kendi sokaklarını, açmazlarını, zayıf yanlarını biliyordur; Güçlü yanlarını, kapasitesini, yeteneklerini ve iç aydınlığını da bildiği kadar. Kendi içine bakabilme cesareti, kendini anlayabilme açıklığını getirmiştir. Kendini anlayabildiği için, benzeri olan insan kardeşlerini de anlar. Kendini bulduğu için dışarıda birine sormaz “Sen benim kim olduğumu biliyor musun?” diye. Kimliğinin derinine adımlar atarak büyütür Bireyini sessizce adımlar attığı her gün ve gecede…


 

Emel Eva Tokuyan

 

Facebook Yorum

Yorum Yazın