Emel Eva Tokuyan

Emel Eva Tokuyan

Mail: emeltokuyan@hotmail.com

KIZIMI HİÇ SEVMEDİM


Downlı bir çocuk görüp de onun koşulsuz sevgisine, sıcacık gülümseyişine, duyarsız kalmanız mümkün değildi. Henüz üç yaşındaydı. İlk kez girdiği, tanımadığı bu mekânda bir an evvel her şeyi keşfetme merakındaydı. Kendisini zapt etmeye çalışan anneannesinin kollarından bir an önce sıyrılıp ne var ne yok öğrenmeye kararlıydı.

Anneanne, çocuğu şefkatle yere bıraktı, gözleriyle korumayı sürdürüyordu. Dede altmışların sonlarında otoriterliği, yüz çizgilerine iyice yer etmiş bir adamcağızdı. Çalışmayı çok sevdiğini ve hali vakti yerinde olmasına rağmen hala çalışmaya devam ettiğini söyledi. Her akşam işten eve gelmek için sabırsızlandığını bir an evvel torunuyla oynamak için akşamı nasıl iple çektiğini anlattı. “ Onu kucağıma alıp sevdiğimde her şeyi unutuyorum. İyi olması için götürmediğim doktor, kurs kalmadı” dedi. Ardından “Biliyor musunuz? Ben kızımı hiç sevmedim, hiç kucağıma alıp saçını okşamadım…” Üzüntü dolu gözlerle baktım yaşlı adama. Kızından bahsederken geçirdiği yıllardan daha büyük bir ağırlık çökmüşçesine düşmüştü omuzları. Derinlerdeki suçluluk, pişmanlık ve keder yayılmıştı yüzüne. Keşke dedim içimden sevebilseydin kızını, ona biraz daha yakın olabilseydin. Ailece yaşadığınız onca dram önlenebilirdi belki. Keşke kızına ilgini, sevgini, şefkatini biraz olsun gösterebilseydin. O zaman yoksun olduğu baba sevgisini olmayacak yerlerde aramazdı. Daha on yedi yaşında küçük bir ilgi uğruna okulunu bırakıp, sorumsuz adamın birinin peşine düşüp evden kaçmazdı o zaman. Hevesi geçen adam, onu ortada bıraktığında aynı sorumsuzluktaki adamlarla iki evlilik daha yapmazdı. 25 yaşında 3 çocuklu ve üçüncü eşinden de boşanmak üzere olan bir kadın olmazdı belki. Şu an nerede ve ne yapmakta olduğunu biliyor olurdun. “Keşke böyle bir çocuğum olmasaydı. Kızımı kabul etmiyorum” diyeceğine, bu duruma gelmekteki sorumluluğunu biraz olsun görebilseydin keşke…

Kısa bir süreliğine tanıklık ettiğim bu yaşanmışlık benzerlerinden sadece bir tanesi. Dünyaya bir insan getirmek biyolojik yeterlilikten ziyade, zihinsel ve duygusal olgunluk ve yeterlilik de gerektiriyor. “Aç, açıkta bırakmadım, her şeyi vardı” Derken kast edilen ise sadece fiziksel ihtiyaçlarını karşılamaktan ibaret. Ne yazık ki bir çocuğun yaşam yıllarını karşılayabilmesi için yeterli değil fiziksel doyum. Aklının ve kalbinin de beslenmeye ihtiyacı var. Anne şefkatine, baba gücüne- iradesine, sevildiğini, değerli olduğunu bilmeye, tecrübesizliği nedeniyle hata yaptığında, düzeltilmesi için güvenle elinden tutulacağını bilmeye, biricik ve özel olduğunu, kabul ve onay gördüğünü bilmeye ihtiyacı var her çocuğun.

Neredeyse tüm üçüncü sayfa haber kişilerinin sevgiden yoksun bir çocukluğu var. Adaletsiz bir yöneticiniz, huysuz bir komşunuz, bencil bir iş arkadaşınız, kaba ve hadsiz yakınlarınız, acı vermek umurunda olmayan kişileriniz varsa biraz daha yakından bakın. Öfkeli gözlerinin ardında sevilmekten ve değer görmekten yoksun incinmiş çocuğu yakalamanız mümkün. Tüm bu kişiler için yapabileceğimiz pek bir şey yok anlamaktan ve adil davranmaya çalışmaktan başka. Bunun yanı sıra kendi içimizdeki çocuğa bakarak, varsa örselenmiş göz ardı edilmiş yanları, sevgiyle onarmamız mümkün. Belki, de diğerleri için yapabileceğimiz en iyi şey ve en değerli armağan; doğrusunu, sevgisini kaybetmiş onca kişinin içinde, sevgimizi yayarak, doğru ve adil olanı yaparak yürümeye çalışmaktır.  Ola ki yaydığımız sevgi birçok kalbe bulaşır, ola ki adalet birçok eğriyi doğrulaştırır.

 

Emel Eva Tokuyan

 

Facebook Yorum

Yorum Yazın