Nezih Varol

Nezih Varol

Mail: nezih.varol@hotmail.com

KAMUSUZLAR

Kamu; hep, herkes, bütün demektir, bir ülke halkının tümüdür, halktır. Kamu çıkarı ise halkın güveni ve yararına olan ya da olacağı düşünülen her şeydir.

 

“Akıl yaşta değil, baştadır” demiş atalarımız, öyle ya; Fatih İstanbul’u fethettiğinde 21, Atatürk yeni Türkiye Cumhuriyeti’ni kurduğunda 42 yaşındaydı.

Fatih Sultan Mehmet, askeri başarılarla Osmanlı Devleti’ni büyük bir imparatorluğa dönüştürdü. Bilime, tarihe ve felsefeye özel ilgi gösterdi.

Osmanlı Devleti’ne düzenli ve sürekli bir yapı kazandırmak için önemli düzenlemeler yaptı, yönetim, maliye ve hukuk alanında koyduğu kuralları içeren Fatih Kanunnamesi sonraki dönemde de yürürlükte kaldı.

Osmanlı devlet düzenine ilişkin temel ilkelerin pek çoğu Tanzimat Dönemi’ne kadar geçerliliğini korudu, döneminde Osmanlı ülkesinde 500'den fazla mimari yapı inşa edildi, O’nun adına yapılan en önemli eser İstanbul'da bir cami ile medrese, kitaplık, imarethane (aşevi), darüşşifa (hastane), hamam, kervansaray gibi birimleri kapsayan Fatih Külliyesi’dir.

En önemli özelliğinden biri de eğitime önem vermesi olmuştur, üniversite anlamında Osmanlı tarihinde ve dünya tarihinde bilinen en eski eğitim kurumlarından olan Sahn-ı Seman’ı kurmuştur, İstanbul’un ilk Türk yükseköğretim kurumudur.

Astronomi’nin gelişmesi için çalışmış, 1570’te Takiyuddin tarafından Tophane’de kurulacak gözlemevinin ilk çalışmalarını başlatmıştır.

Gazi Mustafa Kemal Atatürk de askeri başarılarla yedi düvele Türk’ün gücünü gösterdi, yıkılan bir imparatorluğun küllerinden yeni Türkiye Cumhuriyeti’ni kurdu, “Dışarıdan aldıklarımızı şimdi kendimiz yapıyoruz” sloganıyla yola çıktı, 386 sanayi kuruluşunu 10 yılda bin 87’ye çıkarttı.

1924 yılında fişek fabrikasının kurulmasıyla başlayan ve sağlığı boyunca temelleri atılan sanayi hamlesiyle birlikte toplam üretim yüzde 80 arttı.

Kömürde yüzde 100, kromda yüzde 600, diğer madenlerde yüzde 200 artış yaşandı, demir üretimi sıfırdan 180 bin tona çıktı, şeker üretimi 200 kat arttı.

Dehası ve ileri görüşlülüğü ile kurulan kömür, çimento, şeker, uçak, ipek ve deri fabrikaları sayesinde Kurtuluş Savaşı’ndan henüz çıkmış Türkiye kalkındı, tüm dünyada yüzyılın dahisi olarak kabul edildi.

Görüldüğü gibi her iki dahinin de yaptığı hizmetler ve yeni kuşaklara bıraktığı miraslar hep kamu adına, kamu yararına ve kamuya ait olmuştur.

Sonra ne mi oldu? Yakın tarihten devam edelim; Atatürk’ten miras kalan bu fabrikaların çoğu ya kapatıldı, ya özelleştirildi, ya da satıldı.

Çok uzağa gitmeye gerek yok, geçtiğimiz aylarda 14 şeker fabrikasının satışa çıkarılması çok tartışıldı, yine geçtiğimiz yıllarda havagazı fabrikasının yıkımı sonrası yaşananları da hatırlarsınız. Cumhuriyetin ilk yıllarında ağır sanayi üretimini yüzde 152 artıran ve kalkınmamızın anahtarı olan bu fabrikaların bir kısmının yerinde artık yeller esiyor.

Oysa, kamunun elindeki fabrikalar hem dış güçlere karşı ülkeleri korur, hem de iç dinamikleri dengede tutarak haksız zenginleşmeyi önler, fakirleşmeyi ortadan kaldırır.

Bugün dış güçlerin ekonomik saldırılarını derinden hissediyorsak, Trump’un bir sözü ile allak bullak oluyorsak, düne kadar kuruşumuzla aldığımız meyve sebzeye 10’larca lira ödüyorsak, Türk Liramızı döviz karşısında koruyamıyorsak, kendimiz üretemiyor dışarıdan ithal ediyorsak, bunun sebebi kamu mallarımızı satıp savmamız değil de, nedir?

Şimdi, Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak diyor ki, “Bakıyoruz pazarda farklı, marketlerde farklı fiyatlar var. Marketlerde istediğimiz rakamlar yok, birileri stokluyor, fırsatçılık 82 milyonun cebine kastediyorsa kabul edilebilir değil” ve ekliyor, “Belediyeler sebze meyve satışına gelecek hafta başlayacak, seracılık da kamuda yer alacak”.

Görülüyor ki; bunca özelleştirmenin ve kamuya-halka ait fabrikaların satışının ardından ‘Kamu’ veya ‘Kamulaşma’ yeniden gündeme geldi.

Aklın yolu birdir.

Hadi hayırlısı.

 

 

 

Facebook Yorum

Yorum Yazın