Emel Eva Tokuyan

Emel Eva Tokuyan

Mail: emeltokuyan@gmail.com

GELSİN BAHAR

İnsanın kendisine söylediği ve kabul ettiği önermeler çok güçlüdür. Bunların bir kısmı bilincimizdedir, bir kısmı da bilinçaltımızda. Bu ikisi birden edimlerimize yön verirken yaşantılarımızı oluşturur. Bilinçaltı karanlık bir dehlizdir. Ancak ehil olan biri ile oraya girmek ve aydınlatmak mümkündür. Ayrıca orada bizi bekleyen şeyleri sağlıklı karşılayabilmemiz için de mutlaka bir bilen gereklidir. Yeri gelmişken belirtmek isterim ki; iki cümle öğrenip, kendisini bu konuda ehil zanneden kişilere de dikkat etmeli. Her konuda yozlaşma olduğu gibi, cehaletin verdiği “Her şeyi çözdüm, biliyorum” şeklindeki sağlıksız eminliğe bu alanda da çok rastlıyoruz ne yazık ki.  Siz siz olun bu çeyrek hocalardan uzak durun derim naçizane… Neme lazım “Dimyata pirince giderken evdeki bulgurdan olmak” var ucunda.

Bilinçaltı için kendi başımıza bir düzenleme yapma imkânımız yoktur. Öte yandan bilinçli olarak düşünüp kabul ettiğimiz önermelerimizi gözden geçirmek mümkündür. Bunların olumlu veya olumsuz etkileri hayatımıza yansır. Kimi zaman kendisini gerçekleştiren birer kehanete dönerler. Bununla ilgili yaşanmış birçok örnek vardır. Bunlardan bir tanesini paylaşmak isterim*: 1950 li yıllarda, Portekiz’den İskoçya’ya şarap taşıyan bir gemide geçer olay. Denizcilerden biri soğuk hava deposuna kontrole gider. Bu sırada onun içeride olduğunu fark etmeyen bir başka denizci ise kapıyı kapatır. Mahsur kalan denizci, ne kadar bağırıp, kapıyı yumruklasa da sesini duyuramaz. Cebindeki çakısı ile çelik kapıyı açma girişimleri de sonuç vermez. Orada bir miktar yiyecek bulur ve kendisini bekleyen sonu çakısı ile kazıyarak adım adım yazmaya karar verir. Havanın nasıl soğuk olduğunu,  vücudundaki değişimleri, soğuğun yakıcılığını kazır çelik duvara.

Gemi sonraki limana yanaşır. Soğuk hava deposunun kapısı açılınca, zavallı denizcinin cesedi ve duvara kazıdığı durumu ile karşılaşırlar. Herkes üzüntü ve hayret ile dona kalır. Çünkü soğuk hava deposunun derecesi 19’dur. Taşıdıkları şaraplar 18 derecede taşınmayı gerektirmektedir. Şaraplar boşaltılmış olduğu için depo kendi haline bırakıldığından bir derece de yükselmiş olup 19 dereceye çıkmıştır ısısı. Her ne kadar denizcinin bedeni donarak ölmüş birinin göstergelerine sahip olsa da bunu gerektirecek bir fiziki koşul bulunmamaktadır. Onu öldüren içinde bulunduğu fiziksel koşul değil, sandığı ve kabul ettiği inancıdır. Bu, çok trajik bir sondur kuşkusuz. Kendimizi neye ikna edersek onu yaşıyoruz.

Gelenek olarak her bahar bir temizlik yapmaya girişiriz. Evimizi, eşyalarımızı gözden geçirip, artık işimize yaramayanları ayıkladığımız gibi nicedir dokunmadığımız her şeyin bir dip bucak temizliğini yaparız. Bu yaşadığımız mekâna, çalışma alanlarımıza yeni ve taze bir enerji getirirken bizi de yeniler. Bu baharı daha çok evlerimizde karşılarken çok uzun süredir göz atmadığımız duygu ve düşüncelerimizi, inandığımız ve ikna olduğumuz fikirsel kalıpları da gözden geçirmek faydalı olabilir. Belki de onların içinde de hayatımızı doğallıkla ve doyasıya yaşamamızdan alıkoyan ayıklamamız gereken tutumlar, revize edilmesi gereken bakış açıları, tozunun alınması gereken duygu durumları vardır. Belki de fiziksel olarak değilse bile, duygusal ve zihinsel açıdan bizi dondurarak öldürüyorlar bir anlamda, kalıplaşmış bu önermeler.

Alışa geldiğimiz alışkanlıklar, duygusal ve zihinsel kalıplar ile hep kendimizi tekrarlamamız şaşılacak bir ey değildir. Yenilenmek, tazelenmek ve baharın çiçeklerini kendimizde açtırmak için bir temizlik de içimize gerekir. Bir şey değişirse her şey değişir. Bu bir fizik yasasıdır. Büyük büyük kararlara ve girişimlere gerek de yok. Hayatımızı ve etkileşimde bulunduğumuz hayatları çıkmaza sokan, inançla bağlı olduğumuz önermelerimizden birinde bile küçük değişim yeter. O vakit; bize de, içimizden başlayarak çevremize de bahar gelir. Dilerim hepimize bahar gelsin hem içimize hem dışımıza. Yenilerek çıkalım yarına.

Emel Eva Tokuyan

*Bernard Werber,İzafi ve Mutlak Bilgi Ansiklopedisi

Facebook Yorum

Yorum Yazın