Emel Eva Tokuyan

Emel Eva Tokuyan

Mail: emeltokuyan@hotmail.com

BAŞTA BİR, SONDA BİR

Kadim zamanlara ait metni okurken gözlerinde keşfetmenin, öğrenmenin ışığı yanıyordu. *Metin insan olabilmenin yolundan, kişinin iç zaferleri nasıl kazanabileceğinden ve bazı anlarda,  kendi ayağına nasıl çelme taktığından, basit ve sade bir şekilde bahsediyordu.  Sakince gülümsedim ve “Hayır, bir değildir” dedim. Şaşırdı, merak ve soru dolu gözlerle baktı. “ Sayısız yollar vardır hakikate ulaştıran. Her birimiz farklıyız ve her birimizin kalbine hitap eden bir başka yol yürünebilir. Ancak tüm hakikatin kaynağı tek ve aynıdır. Tüm ırmaklar, büyük kaynaktan başlar, farklı yollar izler. Geçtiği her yeri besler,  beslerken beslenir de eş zamanlı, aynı engin denize boşalırlar en sonunda. Tıpkı bizim gibi; Aynı kökten geliyoruz, yeryüzüne dağılıyoruz, geçtiğimiz yollarda farklı yaşam tecrübeleri biriktiriyoruz ve perdenin öte tarafında engin denize kavuşuyoruz yeniden”

 

İster doğuda olsun ister batıda, tüm kadim bilgelik her birimizi aynı kaynağa yöneltmek için aynı ana noktalardan bahseder. Uygulamalar, yöntemler, giysiler, araçlar, isimler, coğrafyalar değişse de hakikat kaynağı aynıdır.  Kadim metinleri çalışan bir kişi, herhangi bir yolun ve yöntemin daha iyi veya üstün olduğunu düşünme ve bu konuda diretme çocuksuluğuna düşmez. Anlar, görünen örtülerin ardında mesaj aynıdır. Bilir; insanın hakikate götüren yol hangisi ise o kişi için en iyi yol odur. Ve eğer bir Yol ise eninde sonunda birliğe ulaştırır.

Bir Vina sanatçısı ve sufi olan Hazret İnayet Kahn kitaplarında birinde şu küçük hikâyecikle tatlı bir şekilde anlatır başlangıçta BİR olduğumuzu ve sonunda BİR’e varacağımızı:

“Bir peri kendi kendini eğlendirme arzusuna kapılır ve dünyaya iner. Çocukların yaptığı küçük bir bebek evi bulur. Bu evin içine girmek ister. Sadece bir bebeğin girebileceği bir yere büyük bir peri olarak girebilmek ise çok zor bir şeydir. Bu yüzden ‘o halde ben şimdi değişik bir yol deneyerek, bir parmağımı şu yoldan, diğer parmağımı diğer yoldan vücudumun her parçasını değişik yollardan bu evin içine yollayacağım’ diye düşünür. Ve kendini çeşitli parçalara böler ve her parçası oyuncak evin değişik bölümlerine gider. Ve bir parça diğer bir parçayla karşılaştığında parçalar arasında sürtüşme ve çatışmalar başlar. Onların hepsi mutsuz olurlar.

Farklı parçalar arasında, ‘niye benim yoluma çıkıyorsun, bu benim yolum, neden benimle beraber geliyorsun’ gibi kavgalar başlar. Ve perinin her parçası kendi kendisiyle ilgilenmekte ve bebek evin belirli bir parçasına ilgi göstermektedir. Belirli bir zaman sonra, oyuncak eve duyulan ilgi bittiğinde perinin varlığının belirli bir bölümü oyuncak evden dışarı çıkmak ister. Ama diğer bölümler birbirlerini engellemeye başlarlar. Her bölüm birbirini tutmaya başlar. Sen burada kalacaksın, kesinlikle çıkamazsın diyerek. Ve birbirlerini iter kakarlar. Hiçbiri bir türlü dışarı çıkamaz. Orada büyük bir kargaşa oluşur. Bu parçaların hiçbiri hepsinin aslında aynı varlığa ait olduklarını, bir perinin parçaları olduklarını bilmemektedirler. Ama yinede her parçası bilinçsiz olarak, bilinç dışında birbirlerini de cezp etmektedir. Çünkü onlar aynı vücudun birer parçasıdırlar. En sonunda perinin kalbi harekete geçer ve kalp her parçayla konuşmaya başlar : ‘Sen benden geldin ve ben sana yardım etmek istiyorum, sana hizmet etmek istiyorum. Eğer zor bir durumdaysan, senin zorluğunu uzaklaştırmaya yardım edebilirim. İhtiyaçlarına gidermek istiyorum ve sana iyi muamelede bulunacağım. Herhangi bir şeye istersen söyle, sana getireceğim. Biliyorum ki bu oyuncak evde çok rahatsızsın’. Bazı parçalar ise ‘hayır, biz burada rahatsız değiliz ve burada kalmaktan çok büyük zevk alıyoruz. Eğer rahatsız olsak rahatsızlığımızın tek sebebi burada kalmak arzumuzdur. Ama diğerleri, rahatsız olanlar diğerleridir’. Kalp de : ‘Güzel ben sizinle ilgileneceğim, sizinle beraber eğleneceğim. Rahatsız olanlara da sempati duyacağım ve onlara da yardım edeceğim ki, onlar da zevk alıp, eğlenebilsinler. Bu perinin kendi atomlarının her yere dağıldığının farkında olan bölümüydü. Fakat atomlar, dağılan atomlar ise bunu tam anlamıyla, ya da çok az farkındaydılar. Tek, tek aynı vücuda ait olduklarının farkında olanlar pek azdı. Ama onlar bilerek veya bilmeyerek, bilinçli veya bilinçsiz olarak kendileriyle konuşan kalbe manyetik bir şekilde, bağlandılar. Çünkü kalbin böyle büyük bir manyetik kuvveti vardı. Bu aynı güneşin kuvveti gibidir. Hassas çiçekleri güneş çiçeği gibi kendine doğru çevrilip yönelmesini sağlar. Perinin de kalbi bu şekilde kendi varlığının her parçasını kalbine doğru yönelmesini sağladı. Kalbin kendisi ışık ve yaşam olduğundan, oyuncak ev artık kalbi daha fazla tutamadı. Kalp oyuncak evden büyük bir zevk ve neşe duydu, bunu yaşadı, ama aynı zamanda da ondan uzaklaşıp uçmayı başardı. Kalp için tüm atomların aynı vücuda ait olduğunu bulmak büyük bir zevk oldu. Ve o tüm organlarının her parçasıyla beraber çalıştı ve bu şekilde belirli bir zaman sonra organlarının her parçası kalbe doğru geri döndüler”

Ayrı yolları izlesek de bütünün parçası olduğumuzu hatırlayarak duyarlılık ve aşkla kalbe geri dönmek umuduyla.

 

Eme Eva Tokuyan

 

Facebook Yorum

Yorum Yazın