Emel Eva Tokuyan

Emel Eva Tokuyan

Mail: emeltokuyan@hotmail.com

AY IŞIĞI SONATI VE DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ

Koyu mavi bir gecede altınımsı ışıltısıyla Dolunay bütün şehri büyülü bir dokunuş ile sararken Beethoven’in “Ay Işığı Sonatı” da ruhumuza kadifemsi dokunuşlar yapıyordu. Sessizlik içinde müziği, dolunayı, kendimizi ve geceyi dinliyorduk. “Biliyor musun bu eser benim hayatımı değiştirdi. Henüz büyümeye çalışan bir çocukken sisli ve aylı bir gecede o zamanlar tek imkân olan radyoda ilk kez dinlemiştim. Eğer o gün başlayan bu sevgim olmasa idi başka bir insan olabilirdim. Müzik ile temasım beni daha iyi bir insan yaptı”  Bu sözler, sanatın insan yanımızı inşa edişindeki gücüne olan inancımı bir kez daha teyit etti o gece.

Belki bilenleriniz vardır “Ay Işığı Sonatı”nın doğuşuna atfedilen hikâyeyi. Ne kadar doğrudur bilinmez. Bir gece Viyana sokaklarında arkadaşı ile yürüyüşe çıkan Beethoven pencereden süzülen piyano melodilerinden etkilenerek bir süre kalırlar orada. Sonra meraklarını yenemeyip çalan kişiyi görmek üzere eski apartmanın ikinci katına çıkarak kapıyı çalarlar. Yaşlıca bir kadın gelenleri tanır ve piyanoyu çalanın kızı olduğunu belirterek davet eder konuklarını, evin salonuna. Beethoven genç kız ile tanışır bir süre daha dinler. Kendisinden bir isteği olup olmadığını sorunca gözleri görmeyen kızımız ay ışığını çok merak ettiğini, kendine onu anlatıp anlatamayacağını sorar. Bunun üzerine Beethoven ruhumuza derinden işleyen bestesini yapar o gece “Moonlıght Sonata”
Bazı anlatılara göre müzik en eski dil imiş, sözlerin henüz olmadığı en eski zamanlarda. Kelimelere ihtiyaç duymaksızın ve çok daha derin, çok daha etkili bir şekilde anlatırmış içimizdeki en yoğun duyguları. İyi ve kaliteli bir müzik yıkıyor, arındırıyor ruhlarımızı daima. Bu nedenle hem doğuda hem batıda karakter inşasını merkeze alan okullarda önemli bir yer verilmiş müzik eğitimine.

Son yıllarda yapılan araştırmalarla, müziğin sadece hoş zaman geçirme işlevinden ibaret olmayıp beynimizi biçimlendirici ve hayatımızı yönlendirici bir etkiye sahip olduğu saptanmış. Müzik hem sanat hem de bilim olarak kabul görüyor zamanımızda. Kaliteli müziklerdeki matematiksel düzenlemenin kişiyi sakinleştirdiği, gevşettiği, uzaysal algıyı ve beynin her iki lobundaki iletişimi güçlendirdiği kanıtlanmış. Çağlar boyunca hastalıkların tedavisinde kullanıldığı da bilinen bir gerçek. Kalitesiz müzikler ise beyni geliştiren, iyileştiren ve güçlendiren etkiye sahip değil elbette.

Beyin konusunda yapılan araştırmalar ise iyi ve kaliteli faaliyetlerin nöronlar arasında yeni bağlantılar kurularak daha fazla gelişmesini ve daha uzun yıllar canlı ve aktif olmasını sağladığını belirtiyor. Kendimizi neyle beslersek ona dönüşüyoruz. Beslemediğimiz her yön içgüdüsel seviyede kalmaya devam ediyor. Sizleri bilmem ancak kişisel tecrübemde sanatla uğraşan, okuyan, düşünen, üreten bir insanın bir başkasını, bir başka varlığı dahi bilerek incitmesine tanık olmadım. Ruhunu ve aklını gıdasız bırakanlar ise beynin yeme-içme-barınma-türün devamı-korunma gibi yaşamsal faaliyetleri yöneten Hipotalamus bölgesi sınırlılığı içerisinde yaşamakta. Eğer dünyayı ve kendimizi daha iyi yapmayı sadece sözde değil kalple istiyorsak, insanlığın binlerce yıllık kültürel mirası elimizi uzatabileceğimiz yakınlıkta.

Facebook Yorum

Yorum Yazın