Emel Eva Tokuyan

Emel Eva Tokuyan

Mail: emeltokuyan@hotmail.com

ACILARIMIZ ARMAĞANIMIZDIR

Elbette yok. Gerçi acıyı ve bundan yakınmayı seven bir duygusal eğilimimiz var bu coğrafyada. Boşuna yazılmamış onca acılı şarkı “Senin derdin dert midir? Benim derdim yanında. Böyle bir dert gördün mü? Söyle sen hayatında” şarkı sözleri çare aramak yerine, acıyı yüceltme eğilimini ortaya koyuyor açıkça, pek çok benzeri gibi.

Herkesin acısı kendine büyük. Hayat denemesi, yanıtlaması gereken sorular, gerçekleştirmesi gereken işler, kendi bilincinin seviyesine göre zor. Tabi acıyı nasıl karşıladığımız, kabulleniş şeklimiz, yok saymamız ya da tutumuz sonramızı belirliyor.

Ortalama insanın acısı da yüzeysel oluyor. Sabah programlarında bir dakika öncesinde gözyaşlarına boğulan insanımız bir dakika sonra oynayabiliyor. Bu insan da acı çekiyor elbet ama yüzeysel, tekrarlanan bir şekilde geçip gidiyor. Onu dönüştürmüyor, hiçbir iz bırakmıyor, dünkü ile aynı tutumda yaşayıp gidiyor.

Hayat içindeki durumlara, olaylara, kişilere verdiğimiz yanıtlar kim olduğumuzu belirliyor. Acı ile karşılaştığımızda kendimize kapanıp, katılaşıyor muyuz? Karşılaşmamak için duygularımızı yok mu sayıyoruz? Yoksa bununla neden karşılaştım, neyi öğrenmem-görmem gerekiyor, değiştirmem gereken bir tutumum var mı? diye sorguluyor muyuz? Gogol “Ölü Canlar” eserinde “Yaşlanırken insani duygularınızı da yanınıza alın. Bir mezar taşı bile duygusunu yitirmiş bir yüzden daha merhametlidir. Burada bir insan gömülü diye yazar. Ancak duygudan yoksun bir yüzden hiçbir şey okumak mümkün değildir” diyor.

Yapılan araştırmalar, bir acı veya kriz durumunda iki tür insan tepkisi olduğunu belirtiyor. Çaresizce donup kalan kişi yıllarca bastırılmış bir şekilde onun izlerini taşıyor. Durum karşısında olanı kabullenip çare aramaya yönelen ve hareket eden kişi ise büyüyor, olgunlaşıyor. Birçok bilge, şair, edebiyatçı acıyı bir armağan gibi karşılıyor:
“Anlatamam derdimi dertsiz insana
Dert çekmeyen dert kıymetini bilemez
Derdim bana derman imiş bilmedim
Hiç bir zaman gül dikensiz olamaz
Gülü yetiştirir dikenli çalı
Arı her çiçekten yapıyor balı
Kişi sabır ile bulur kemali
Sabretmeyen maksudunu bulamaz” Âşık Veysel

Acı çektiğimizde yönümüzü kaybederiz,  ayırt etme, yerli yerine koyma, anlamlandırma kapasitemiz sekteye uğrar. Ancak ilk basamak kabullenmektir, onu yok saymak değil. Her acı içinde gizli bir armağan taşır. Âşık Veysel gibi derdimizin bize söylemek istediğini duyarak ve onun içindeki mesajı keşfederek derman bulabiliriz. Çincede kriz ve fırsat kelimesi aynı kelimedir.”Acıyı bal eylemek”(1) “Bazı acılardan al ilacını”(2)derken şairlerimiz yaşadığımız acıların içindeki armağana dikkat çekmişlerdir. Eğer kabullenme basamağını geçmişsek anlayışın eşiğine varabiliriz. “Yaraların, ışığın içeri girdiği yerdir. Seni acıtan, üzen, yara açan her şey seni aynı zamanda kutsar. Karanlık, senin aydınlatıcı mumundur. Yıkımın olduğu yerde hazine bulunur. Yaralarından kaçma. Yaraların, ışığın içine nüfuz edeceği yerdir. Hüzünlerin olduğu zaman şefkatin artar. Yeter ki açık kalpli ol. Acının, şefkate dönüşmesine izin ver.” demiş bilenler…

Acı var ise uyanma var, büyüme var, olgunlaşma, sevme kapasitesi, anlayış, hoşgörü geliştirme var. Eğer bu sert armağana hakkını vermeyi bilirsek.

1- Hasan Hüseyin Korkmazgil
2-Mahsuni Şerif

Facebook Yorum

Yorum Yazın