Emel Eva Tokuyan

Emel Eva Tokuyan

Mail: emeltokuyan@hotmail.com

DİP YALNIZLIK

Yalnızlık, hem ihtiyaç duyduğumuz, hem kaçtığımız bir duygu. Şehirlerde ve hız içinde yaşayan çoğunluğumuz için nefes almak kadar bir ihtiyaç olsa da, “Yalnızlık Allah’a mahsus”.  Geçen hafta sonu Psike Art tarafından, “Yalnızlık” ana başlığı “Yalnızlık Tanrı için bile korkutucu” alt başlığı altında düzenlenen bir etkinliğe katıldım. Etkinlik bir panel ile açıldı: Felsefeci, psikolog, oyuncu/yönetmen gözünden ve film türleri, üzerinden yalnızlık ile ilgili çok önemli noktalara değindiler. Bu konuşmalardan alıntıları sizlerle paylaşmak istiyorum:

Doç. Dr. Hakan Atalay: Yalnızlık kavramının yaşamdaki ilk yıllarda anne ile ilişki üzerinden sağlıklı veya sağlıksız bir biçimde nasıl ilerlediğini aktarırken, güvenli bağlanmanın önemini vurguladı. “Yalnız olma ile tek başınalığı ayırmak lazım. Toplumsal ilişkiler ağı beyni geliştiriyor.  Yalnız olma yeteneği geliştirmiş olmak bizi besleyen bir şey. Ancak Yalnızlığa itilmek, reddedilmek, fiziksel acı kadar büyük bir acıya neden oluyor. Benlik değerimizi yok ediyor. Yalnız bırakılmış olmak, depresyon, kaygı bozukluğu, gibi birçok hastalığa zemin oluştururken kişinin kendine güvenini zedeliyor, benlik değerini düşürüyor.”

Prof. Dr. Ahmet İnam konuşmasında; “Bir başınalık olması gereken bir şeydir. İnsana acı veren maruz kaldığı yalnızlıktır.  Bir başına olma gücü olan kişi, çeşitlilik, zenginlik, renklilik taşırken içinde bütün bir dünyayı barındırabilir. Önerdiğim bir yalnızlık var: Dip Yalnızlık. Dip, kelimesini Eski Türkçedeki “Tamlık, kesinlik, temel, asıl kök” anlamında kullanıyorum. Bir kişinin “Dip Yalnızlık” içinde olması için geçmesi gereken aşamalar var. Dip yalnız, sıradan ilişkilerdeki tenhalığı yaşar. Kendisini anlatamamanın, paylaşamamanın çaresizliğini yaşar. İçine döner ve yalnızlığı tanıyacak kadar gücü vardır. Çevresini, ortamını sorgular. Peşinde olduğu bir dünyanın varlığını sezer. Her nasılsa kendi içindeki gücü harekete geçirir. Sıradan hayattan çıktığında farklı bir hiçlikle yüzleşir. Dibindekilerle yaşadığı dip uçurumu keşfeder. İçindeki insanlar dağıldığında dip yalnızlığı yaşar. Dip yalnızlık çok diptedir. Anan, baban, çevren dibini oluşturursa olmaz.   Dibini, temelini, zeminini, sen yaratmak zorundasın. Yoksa sürekli düşer durursun.  Dibin ne kadar aşağıda olursa o kadar büyük bir boşluk oluşur. O zaman tüm kâinatı ve yıldızları bu büyük boşluğa sığdırabilirsin. Dip yalnız, zengin, renkli, çeşitlidir.”

Ercan Kesal oyuncu ve yönetmen olarak yalnızlıktan bahsetti. Filmleri yapan kişilerin çok yalnız adamlar olduğunu ve seçtikleri kahramanların da yalnız kişilerden oluştuğunu, ayrıca oyuncunun sette kamera karşısında yalnız kalışını ve bu yalnızlıkların nasıl da korkutucu olduğuna dair örnekler verdi. Kurosawa’nın* “Kurbağa Yağı” hikayesini anlattı: “Kurbağa yağı nasıl yapılır, bilir misiniz.? Bir hilkat garibesi kurbağa alınır. Her yeri aynadan oluşan prizma kutuya konur. Kurbağa kendi görüntüsünü görünce korkar. Korkunca bir yağ salgılar. Biz de onu kutudan çıkarıp yağını alırız. Biz sinemacılar da size aynı şeyi yapıyoruz. Siz filmleri izlerken çıkardığınız yağı alıp, kendi yaralarımıza sürüyoruz. Aslında yalnızlıktan çok korkuyoruz ama talep de ediyoruz. Hem dünyayı istiyoruz, hem de dünya bize ilişmesin istiyoruz.”

Tan Tolga Demirci ise film türleri üzerinden, yalnızlık türleri ile küçük kesitler izleterek yorumlarda bulundu.

Panel kısmında bu minik yazıya sığdıramayacağım kadar çok ayrıntı var kuşkusuz. Ancak sonrasında Prof. Dr. Ahmet İnam’la yemyeşil ağaçların altında yaptığımız sohbet eşsizdi. Bir gönül insanı, felsefenin gülen yüzü derin ve sevgi dolu bir hoca ile konuşmak, insana okyanusun kıyısında sonsuz huzur, duru bir netlik kazandırıyor. Bu güne kadar karşılaştığım dinlemeyi bilen ve kalbi ile konuşan nadir insanlardan kendisi. Konuşması ile ilgili birkaç şey sorduğumda dedi ki: En son kısa film parçalarında izlediğimiz kişiler yaşama beceriksizi. Yalnızlığı kullanmayı, dönüştürmeyi, karşılarına çıkan zorluklara yanıt vermeyi becerememiş kişiler. Oradan “Bir başınalığı” becerebilecek kişi çıkmaz. Bizler kendi potansiyellerimizi gerçekleştiremiyoruz. Gerçek samimi ilişkiler kurmuyoruz. Her tür duyguyu derinlemesine yaşamıyoruz. Kuruduk. İnsan kendi potansiyelini ortaya çıkaramadığı için ne kendisine ne de diğerlerine verecek bir şeyi yok. Oysa kendi potansiyelini ortaya çıkarsak her birimizin ne zengin ne renkli bir yaşamı olur. Gerçeği aramak için bazı spritüel kişilerin peşinden koşmaya, Nepal’a gitmeye gerek yok. Bak şu ağaca. Gerçekten bakarsak neler görürüz. Hayat sadece kitap okuyarak anlaşılmaz. Yakın bağlar kurarak, derinleşerek anlaşılır….”

Hoca çok değerli birçok şey söyledi kuşkusuz..Keşke anlayabilsek, keşke kendi dibimizi inşa edebilsek, daha da derinleşsek ve kurtulsak düşüşlerden.Bir başınalığı başarıp, evreni kucaklayacak kadar kalbimizi büyütsek keşke…

Emel Eva Tokuyan

*A Kusorowa “ Kurbağa Yağı Satıcısı” kitap/otobiyografi

Makale Yorumları

  • Ahmet tomar10-11-2019 02:53

    Çok anlamlı bir yazı

  • Y06-11-2019 23:37

    Çok güzel

Facebook Yorum

Yorum Yazın