Emel Eva Tokuyan

Emel Eva Tokuyan

Mail: emeltokuyan@hotmail.com

...OLSA, NE DERDİ?

Ne kadar çok haksızlığa maruz kaldınız, ne yaptınız? Kuşkusuz her birimizin kabı ne kadar

büyükse o denli tüm bunlarla karşılaştığımız aşikâr. Kimimizin sınırı,
taşıyabilirliği, kaşık büyüklüğünde, kimimizin ki de derya.

Ama konu o değil, konu; öncesi ve sonrası kim olduğumuz.  Dönüp de kendimize
ne sorduğumuz? Yaşananlardan hangi tecrübeyi yanımıza alarak yola
koyulduğumuz? Ne yönde nasıl değiştiğimiz? Nasıl yanıtlar verebildiğimiz?
Rağmen, kalbi ne kadar koruyabildiğimiz.

Yaşam her hatayı yapacak ve her birinden tecrübe çıkaracak kadar uzun değil
elbet.  Akıllıca olan geçmişte yaşamış büyük kalplerden ilham almak.
İzledikleri adımları anlamaya çalışmak. Kendi krizlerinde ne yaşadılar,
krizlerden nasıl bir tecrübeyle çıktılar? Anlaşılmama, hayal kırıklığı,
adaletsizlik ve hatalara karşı ne yaptılar?

Sokrates geliyor aklıma Atina'nın mücevheri, büyüleyici ve sıra dışı
kişilik. Ardında hiçbir yazılı eser bırakmamasına karşın Sokrates'ten önce
ve Sokrates'ten sonra diye felsefi tarihi ölçütleyen bir filozof. Aynı
zamanda tüm barışçıl karakterine rağmen, üç kez silâhaltına alındığında,
vatanı için, kahramanca savaşmış bir vatandaş. Daima sorular sorarak, aklı
doğurtmaya yönelmiş, doğma kabul etmeyen parlak bir zihin, büyük bir kalp.

Sokrates hayatı boyunca pek çok şeyle karşılaşmışsa da üç büyük kriz
yaşamıştır: Bunlardan birincisi büyük bir filozof adayı olarak gördüğü
öğrencisi Alcibiades'tir. Yakışıklı, zeki, yetenekli ve geleceğin yöneticisi
olabilecek kapasitedeki öğrencisine tam yirmi yılını adar Sokrates. Erdemi,
kendi kendine hâkim olmayı, uyumlu bir yaşamı öğretmeye çalışır. Yirmi yılın
sonunda onu kendi yolunu izlemesi için bıraktığında öğrencisinin şan, şeref,
varlık peşine düşerek işi vatana ihanete kadar ilerletmesine tanık olur
büyük bir acı ve hayal kırıklığıyla.

Sokrates şunu anlar: " Bir kişi gelişmeyi reddediyorsa, en yüksek erdem
örneği, en iyi eğitim ve en büyük şefkat, sonuçsuz kalır. Aşk ve erdem asla
aktarılamaz; bilinebilir ancak bir başkası bilge yapılamaz; ahlaklı
olunabilir ancak bir başkası ahlaklı kılınamaz. Kurtarılmak istemeyen birisi
asla kurtarılamaz, kendi kendisine yardım etmek istemeyene asla yardım
edilemez"*

İkinci krizini iki yıl sonra, elli yaşında yaşar Sokrates. Hayatı pratik
yaşayan biri olmasına rağmen Delphi kâhini tarafından Atina'nın en bilge
kişisi seçilmiş olmasını anlayamaz ilkin. Kendi alanlarında en bilge tanınan
kişilere ziyaretler yaparak sorular sorar onlara. Derinlemesine sorularla
cehaletleri ortaya çıkan kişilerden kimisi rahatsız olur Sokrates'ten.
Anlar ki Atina'da bilmediğini bilen tek kişi kendisidir. "Cehaletini kabul
etmek bilgelik aşkının kapılarını açar ve böylece kişi tanımadığının ve
bilinmeyenin gizemine aşık olabilir. Felsefeyi oluşturan, işte bu bilgelik
aşkıdır. Zira kabul görmüş fikirler ve önyargılar üzerine sorular sorabilme,
bilinmeyeni yeniden keşfetme ve tanınmayan şeylerin peşine düşme aşkı
olmadan filozof olunamaz."*

Altmışlı yaşlarında üçüncü ve son krizini yaşar Sokrates. Gençlerin ahlakını
bozduğu iddiasıyla yargılandığı mahkeme, baldıran zehri içerek ölümüne karar
verir. Uğruna savaştığı ülkesinden sürgüne gitmeyi ya da kaçmayı asla kabul
etmez. Son otuz gününü yanındakileri teselli ederek geçirir. "En iyi
felsefe, yaşamayı öğrenmek için ölmeyi öğretendir. Cehaletten,
bağımlılıklardan ve aptallıktan uzaklaşılırsa, yeni bakış açılarına ve
böylece de yeniden doğuma ulaşılır. O, bilge bir ebe kadın olan annesiyle
aynı meslekten olduğunu söyler. Annesi bedenlerin doğmasına yardımcı
oluyordu, kendisi ise ruhların doğmasına... Sözü edilen doğurmak, kişinin
kendi kendisini doğurmasıdır. Nasıl ki bilge bir kadın, doğum anında anne ve
çocuğa yardım ediyorsa, kendi kendisini doğuran bir kişiye de aynı şekilde
eşlik edilebilir, ona yardımcı olunabilir. Kendi kendini doğurmuş olan
insan, kendisini yaratmış olur."*

Yaşam, kabımız kadar krizlerle karşılaştırıyor bizi, bilincimiz kadar ve
kalbimiz kadar yanıtlar verebiliyoruz kuşkusuz. Sokrates'in yaşadığı kadar
yüksek çıtada değil krizlerimiz. Kendi boyumuz ölçüsünde zorluğumuz. Ama
konu o değil, konu; öncesi ve sonrası kim olduğumuz. Rağmen, kalbi nasıl
koruduğumuz.

*Fernand Schwarz

Emel Eva Tokuyan

 

Facebook Yorum

Yorum Yazın